Leoman’s blog

bi blög

Archive for the ‘Kişisel’ Category

Bisiklet ile Milas-Antalya turu

one comment

Bır şehir insanı olarak en fazla 1 yıl süren birçok hobi ve ugraş denemesinden (Amatör fotoğrafçılık vb. herkesin kolayca edindiği hobiler) 2008 yılında (sevgili Erkan sayesinde) başladığım bisiklet macerasına yaptığım 10.000Km’den fazla yolla devam ediyorum ve muhtemelen de uzun yıllar devam edeceğim.

Bisiklete alışmak evresinden sonra gerçekten bir uğraş ve zevkten neler beklediğimi ya da neleri sevebileceğimi gerçekten çok daha iyi anladım. Belki bunu neden bu kadar sevdiğimi başka bir yazıda paylaşabilirim.

Geçen 5 yıl ve kilometrelere rağmen yaptığım turların en fazlası 200Km civarında ve bir şekilde haftasonuna sığdırabildiğim kamplı turlar haricinde bugüne kadar hiç büyük bir tur yapmak aklıma gelmemiş ya da kaçırdığım bir nokta olmuş zannedersem. Bu sene başında (turlara genelde beraber çıktığımız Ethem ile) aydınlamış olmamız gerekiyor ki büyük soruyu sorduk kendimize; “Neden gidip uzun bir yol yapmıyoruz biz?”. Asıl aldığımız karar Milan’a gidip Venedik’in güneyine ve tekrar Venedik üzerinden Lübliyana’ya geçmekti. Ethem’in ansızın yakalandığı zatürre, benim bozulan dengelerim derken tur tarihine yaklaşana kadar ne bir tur planı çıkarabildik (ki bunu yapmadan yola koyulmak olmaz), ne vize vb. prosedürleri tamamlayabildik, ne de orada hastalık/hastane gibi riskleri almayı istemedik derken fikirlerimizi yurtiçinde bir rota yapıp onu katetmeye çevirdik.

Yapacağımız yolu “Karadeniz ya da Akdeniz turu yapalım biz” diyerek zar yoluyla seçtik ve bugün başlayacağımız Milas-Antalya olarak belirledik. Sırasıyla rotamız da Milas-Ören-Akyaka-Dalyan-Ölüdeniz-Kalkan-Demre-Çıralı-Kemer-Antalya ve ortalama 550Km’lik bir yol olacak. Günlük hedeflerimiz üç aşağı beş yukarı belli olsa da nereyi ne kadar seveceğimizi bilemediğimiz için “Kervan yolda dizilir” felsefesi ile her an değiştirebileceğimiz bir planımız var. Alacağım notlarla da dönüşte nereleri ne kadar sevdik, neler yaşadık, neler oldu gibi bir başka blog girdisi ile de paylaşmayı düşünüyorum.

Zar usulü seçmece rotamızdan sonra neler yaptık?

Her turdan önce yapılması gerektiği gibi öncelikle “ihtiyaçlarımız neler olacak” belirlemek ve hiçbirini unutmamak ve “tüh yahu şunu unutmuşum” dememek için www.checkvist.com üzerinde bir liste hazırladık ve aklımıza gelen her ufak şeyi buraya yazdık. Her ne kadar bu iş eğlence, dinlence ve gündelik hayattan kopma aktivitesi de olsa maalesef belli bir disiplini var ve kimsenin olmadığı yerlerde susuz, aç-bitap ya da bozuk bir bisikletle kalmaktansa otokontrolü sağlmak şart.

Bisikletlerimizi bakıma verdik. 5 yıl boyunca hiç sorun çıkartmayan ama artık vadesini doldurmuş zincir ve kaset değişimi, jant akortu, yağlama vb. gerekli bakımları bisikletlerimize kendi bisikleti gibi bakan ve süper muhabbetli Şen Bisiklet – Bülent’e bıraktık. Bizim için yenisinden farkı olmayan iki bisiklet olarak geri verdi.

bisiklerler

Yol boyunca gerek kamp, gerek diğer gerekli ekipmanları temin ettik ve yarın itibariyle yola çıkmaya hazır hale geldik.

Peki ekipman neler kullandık?

Levent;

  • 2008 Sedona 711V
  • Schwalbe Marathon 26×1.75
  • Konnix 55LT heybe
  • Camelbak 2L çanta
  • Rudy kask

Ethem;

  • 2008 Corratec Halcon
  • Schwalbe Marathon 26×1.75
  • Merida heybe
  • Camelbak 2L çanta
  • Sedona kask

Tamir çantamızda;

  • Düz, yıldız tornavida
  • Yedek zincir baklası
  • 2’şer adet iç lastik
  • Fren teli
  • Üstüpü
  • Allen anahtar takımı
  • WD-40
  • Pompa 
  • Yedek pabuç
  • Leatherman ve Victronix multitool
  • Yama ve dış lastik sökme kiti

Kamp malzemelerimiz;

  • Lafuma 3 mevsim 2/3 çadır
  • Husky mat
  • Inesca -5C uyku tulumu
  • Atlas kamp tencere tava seti ve çaydanlık
  • Reşo yakıtı (Gaz ocağı yerine taşıması ve temin etmesi kolay ve ucuz)
  • Bütan çakmak
  • Plaj havlusu
  • El sabunu
  • Bulaşık deterjanı
  • Çatal, kaşık
  • Tuvalet kağıdı
  • Islak mendil
  • Dezenfektan

Sağlık çantası;

  • Rheumon
  • Apranax
  • Minoset
  • Muscoril
  • Lasonil
  • Cabral 
  • Dolorex
  • Magnorm
  • One a day
  • 30 ve 50 faktor gunes kremi
  • Blistex
  • Talk pudra
  • Yarabandı, pamuk
  • Diş fırçası, sıvı diş macunu

Giyim;

  • Yağmurluk
  • 2 x Hızlı kuruyabilen t-shirtler
  • Terlik
  • 3 x Yedek iç çamaşırı
  • 3 x Çorap
  • 2 x Günlük t-shirt
  • Havlu
  • Termal alt-üst içlik
  • Şapka
  • BUFF

Diğer;

  • GoPRO
  • iPad
  • Fotoğraf makinesi (bisiklete sabitleme aparatı ile)
  • Yedek pil 
  • Şarj aletleri (Telefon, Pil, GoPRO) 
  • Kablo bağı (McGyver’lık gerekebiliyor. Duct tape de olabilir 🙂 )
  • Güneş gözlüğü
  • Kalem ve not defteri 
  • Harita
  • Mekanik pusula
  • USB bellek

Bu tura çıkabilmek için iki kat performans ve kapatması gereken 3-5 iş üzerinde çalışan Ethem’i hariç tutarsak şu anda sadece en son kontrollerle çantalarımızı yerleştirmek ve bizi götürecek otobüsün kalkmasını beklemek kaldı.

Gidon çantasını bize ödünç veren Burak ve Ethem’e (dolaylı olarak bana da) desteğini eksik etmeyen Kaan’a da burdan selam çakmamak ayıp olur 🙂

Turdan sonra görüşmek üzere, hoşçakalın.

Written by leoman

August 2nd, 2013 at 11:02 pm

Posted in Kişisel

Tagged with ,

Güle güle Kerem Can

6 comments

Bugün hayatımda ilk kez yakın bir arkadaşımın ölüm haberini aldım telefonda ve zannediyorum ki bundan sonra bazı şeyler eskisi gibi olmayacak.

Dedemi yıkayıp mezara koyan, ananemi aynı şekilde mezara koyan ve metanetini hiç bozmayan ben maalesef ki bu sefer yapamadım mesela. Telefonda “Cenaze arabası bekliyoruz abi” denmesiyle şirazeden çıktım.

Bir insan otobüs, tramvay bekler, ne bileyim vapur filan bekler ama cenaze arabası bekleyemez, beklememeli. Bu sıcak havada soguk bir mermer üzerinde yatan şey olsa olsa kedi olur. Ne olursa olsun kediden başkası yatmaz soğuk mermere, yatmasında zaten. Hayat sadece azıcık yere yığıldın diye seni terk etmemeli mesela. Ne bileyim hormonal bozuklukla gelen aşırı kilo insanın tercihi değil ki ya da aşırı sıcak hava da hiçbirimizin tercihi değil. O zaman bu hayat denen nane neden bunun hesabını bir insana sorsun ki? Neden yani! Tamam, kendi deyimiyle “Farkedilmemesi mümkün olmayacak derecede büyük bir adamım. Hem de ziyadesiyle” büyük bir adamdı ama o vücudun ihtiyacına çok daha büyük gelecek bir kalbi vardı bir kere. Sağda solda gördüğü kediye-kuşa üzülecek, ülkenin bir tarafında katledilen insanları dert edinip üzüntü nöbetleri geçirecek, okuduğu/gördüğü her zulümü/haksızlığı elem-kedere dönüştürüp içine atacak, sırf ailesini üzmemek için eyleme gitmeyip, protesto edememeyi dert edinecek kadar kalbi büyük bir adamdan bahsediyoruz burda. Bu çarkın mekaniği nedir hayat?

Ben bugün çok önemli şeyler kaybettim. Sizi, sizden önce düşünen bir arkadaş edindiniz mi mesela? Ben bugün onlardan birini kaybettim. Ne bileyim; blues ile jazz’ın ayrımının nereden başladığını anlatırken, hangi entrümanın nerede/nasıl doğdunu anlatan. Ardına dünya tarihinden konularla girip, matematikten çıkan, PostgreSQL’de ne zaman hangi sıralama algoritmalarını kullanmak gerektiğine geçip veritabanlarının doğuşunu anlatırken saatler sonra “Evet, bazen çok konuşabiliyorum. Yani bazen dediğim genellikle öyle oluyor ama durduramıyorum eki eki eki” diye saatlerce dinlenesi bir arkadaşımı kaybettim. Biz arjantinlerimizle, o biraverle içerken haldur huldur boş konuştuğumuz arkadaşımı kaybettim. Belki farkında değilim ama kimbilir daha neler kaybettim. Bugün bilişim sektörü kendi deyimiyle “A natural born Geek”, bizim bakış açımızla “A natural born NERD” dahi bir çocuğunu kaybetti.

Bu kadar üzüntünün arasında bir yanda da sözde muhalif ya da ahlaksız medya, her gördüğü şeyi haber sanan paylaşım ahmakları, galeyan şakşakçıları, katil balina misali kan kokusuna saldıran canavarlara, klavye spartaküsleri ve komple teoricilerine maruz kalmak daha da ayrı ve büyük bir acı. Biz son 3 senedir tatil yapmayan, ölümüne ve durmaksızın çalışan, her şeyi kendine dert/keder/stres eden, son üç gündür hastalıktan dolayı evden çıkamayan fakat yine de bir problemi çözmek için işyerine gitmeye son 30 metre kala kalbi yetmeyen bir arkadaşımızı yitirdik. Üzüntümüz de yeterince büyük. Ama durun da bir siz sorun kendinize siz neler kaybetmişsiniz de farkında değilsiniz. Bu kadar gözü kapalılıkla muhtemelen bunun da farkına varamaayacaksınız ama bir kaçınız farketseniz o da iyi.

Şu saçmalıkları görseydin muhtemelen baya bir gülerdin. O yüzden güle güle koca adam, güle güle can insan, güle güle.

Written by leoman

May 31st, 2013 at 6:37 pm

Posted in Gezegen,Kişisel

Bisiklet alacaklara ufak bir rehber. “Bisiklet alacağım ama nasıl”

31 comments

DIKKAT:

Daha da uzun zaman sonra gelen edit: Bu yaziyi uzunca bir zaman once yazmistim. Bu yazida okuyacaginiz genel endiselere cevaplar ve bunlara bakis acilari ile ilgili yorumlar gecerliligini surdurmektedir ve hala okumaniz bir nebze de olsa yararli olacaktir. Fakat markalara yaptigim kisisel yorumlarin gecerliligini yitirdigini dusunuyorum. Yorumlarda sikca gelen marka/model/nereden almaliyim gibi sorularinizi yanitlayamadigim icin cok uzgunum. Bir sureden beri Turkiyede yasamadigim icin gercekten piyasa ile ilgili hic bilgim yok. Umarim yazinin devami ile eglenirsiniz ve yararli olur. Sevgiler.

Uzun zaman sonra gelen edit : Bu kesinlikle bir teknik değerlendirme yazısı değildir. Eğer bisiklet/ureticiler vb. konularda derin bilgilere haiz iseniz yazının devamını, bu işle hiç alakası olamayan insanlara başlangıçta farkındalık yaratmak için yazıldığını gözeterek okumanızda yarar var.

“Yahu ben bisiklet alacağım, şu model nasıl?”, “Oha abi! Bir bisikletin fiyatı 3000TL olur mu yahu?”, “Abi alacan aslında su yarış bisikletlerinden, kopturup gideceksin ondan sonra, değil mi?”, “Kaç vites abi bu?” gibi sorulara mı sahipsiniz ve cevaplar mı arıyorsunuz? O halde şu anda olmanız gereken en doğru yerde ve en doğru yazıyı okuyorsunuz. 🙂

Televizyondan direk satış kanallarını aratmayacak şakalı/eğlenceli bir girizgah yaptıktan sonra gönül rahatlığı ile konumuza dönebiliriz.

Evet, belki bu konu daha önceleri bloglarda, forumlarda ve internetteki bütün kaynaklarda defalarca yazılmış, tartışılmış ve bulabileceğiniz nitelikli bilgi haline dönüştürülmüştür ve hattı zatında ben muhterem de bunun ziyadesiyle farkındayım efendim. Fakat beşerdeki güvenmeyi arzulama ve bununla beraber gelen tatmin duygusu ve bu tatmini sağlamış olduğu huzuru hangi birimiz istemiyoruz ki? O yüzden değil midir ki bildiğimiz ya da vakıf olabileceğimiz bir bilgiyi öğrenmek yolunu bir ahbaba sormak, bir ahbabın ahbabına sordurmak olarak seçmemiz?

Evet, aslen bu yazıyı yazmamın yegane sebebi tam da budur. Arkadaşlarımın yahut sürekli bisikletle ilgili (teknik şeylerden ziyade yaptiğim-hikayelerini bildiğim turlar, işin eğlenceli kısımları vb.) bir şeyler anlatırken dinleyerek aklında “bisikletli adam” olarak yer ettiğim insanlardan belli bir zaman sonra “hangi bisiklet” ya da girizgahta verdiğim örnekler gibi sorular geliyor ve ben bu soruları sürekli olarak anlatıyor ya da her seferinde yeniden e-posta yazarak cevaplamak zorunda kalıyordum. Onun yerine aklımda olan şeyleri ve özellikle edindiğim tecrübeleri bu yazıya toparlayarak yardımcı olmayı özellikle kendim için hem de yardım isteyen arkadaşlarım için daha sağlıklı buldum.

Bisiklet alacaksanız bu konu toplam 3 basit adımdan oluşuyor. O adımları sıralamak gerekirse;

  1. Gerçek anlamda ne yapıyorum ben?
  2. Nasıl bir bisiklet almalıyım?
  3. Hangi marka/modeli almalıyım?

Haydi şimdi bu basit üç adımı biraz inceleyelim.

Ne yapiyorum ben?

Eğer bu kısma kadar sebatla okuduysanız gerçekten bisiklet edinmeye kararlı olduğunuzu varsayıyorum ve direk sonuca giden alttaki kısma geçmeden önce buradaki önemli kısmı atlamamanızı rica ediyorum ki bir çoğunuzun da muhtemelen böyle bir şeyi yapmayacağından eminim.

Kısa haliyle bisiklet alıyorum olan bu sorunun cevabında aslında ufak bir gerçek yatıyor. Yapmış olduğunuz her işte olduğu gibi burada da iki bölüm var. Bunlar; amaç ve araç. Öncelikle farkında olmanız gereken şey bisiklet burada araç konumunda, kesinlikle amaç degil ve olmamalı da. Eğer ki; bisikleti bu noktadan sonra amaç olarak görecekseniz ne yazık ki belli bir miktarda para ödeyip daha sonra geri dönüşümünü hiç sağlayamadıgınız bir işe girdiniz demektir. O bisiklet muhtemelen bir köşede çürüyecek ya da ilk fırsatta başkasına satılacak, hatta kimilerini “buna da dünyanın parasını verdik ama duruyor burda böyle” şeklinde mutsuz da edecektir. Eğer bu ayrımı yapamıyorsanız size en güzel tavsiyem yıllarca para ödeyip ilk aydan sonra gitmediğiniz o spor salonlarının hatasını burada tekrarlamayın ve hemen bu işten vazgeçin. (ve okuyucu sayfayı X’e basmak suretiyle kapatır)

“Ben hafta sonları hava güzel oldukça sahilde bir iki tur atar, çimenlerde yatar, eve dönerim”, “Arabamın arkasına atar, ormana dalar, çıkarım”, “Şehirler arası ya da haftasonları uzun mesefe turlar yaparım”, “Aksiyon insanıyım ben. Dağdan iner, adrenalin salgılarım”, “Ben doğaya gidip, kafamı/kendimi dinlemek istiyorum. Çadırımı da kurup kalmak istiyorum” gibi amaç belirleyebiliyorsanız ikinci önemli noktaya geçebiliriz. Nasıl ki en iyi fotoğraf makinesi en güzel fotoğrafı çekmiyor, en iyi bilgisayara sahip olan en iyi yazılımcı olmuyor, en hızlı arabanın sahibi F1 şampiyonu olmuyorsa tabi ki en pahalı bisiklete sahip olanımız da en cok tatmini almıyor ya da en iyi turları yapmıyor. Bir işi hakkıyla yapıp tatmin olan kesinlikle elindeki aracı en iyi kullanandır ve en iyi işleri de kesinlikle o çıkartıyordur. http://www.youtube.com/watch?v=FDEaQzMfJmA Bu demek oluyor ki ne kadar iyi bir bisiklete sahip olduğunuz hiç önemli değil, aslen ne yapmak istediğiniz önemli. Bu söylediklerime tezat olarak gözükecek olsa da insalardan sıkça şunu duyuyorum; “Bir bisiklete 2000TL verilir mi yahu? Çok pahalı degil mi?” Hayır, bence değil! Kısa bir metamatik ile açıklamak gerekirse; Şu anda metropolde yaşıyor ve düzgün bir spor salonuna gitmek istiyorsanız vereceğiniz tutar ortalama 1750TL ve tutarlı olarak gideceğiniz süre 4 ay. Hadi, olmaz ya 6 diyelim biz ona. Aylık kişisel tatmin maliyetiniz 1750 / 6 = 291.6TL. Alacağınız bisikleti minimum 5 sene boyunca kullanabileceksiniz ve düzgün bakımlarını yaparsanız en fazla iç-dış lastik vb. basit maliyetleriniz olacak. Örneğin benim son 5 senede 200TL altında tamir masrafım var. Hadi son olarak kış ve soğuk olan 5 aylık bir sürede kullanmadığınızı da varsayalım; (2000+200) / 5 * (12 – 5) = 62.86TL. Tabi ki bu birebir metrik karşılaştırması değil ama büyük resmi görmek için yapılması gereken bir hesap olarak düşünüyorum. O yüzden bir bisiklete vereceğiniz para kesinlikle çok olmayacaktır.

Nasıl bir bisiklet?

Yukarıdaki adımları geçtiysek ve amaçlarımız da ortalama olarak belliyse (evet amaçlarımız dedim çünkü muhtemelen bir tane olmayacak) kullanılan bisiklet türleri için seçeceğiniz amaçlara göre artı ve eksi yaratacak noktaları verebilirim demektir. Pek tabi ki belli bir türü halihazırda kullanan kişi için artı ya da eksi gibi gözükmeyebilir ama yeni başlayacak birisi için değerlendirme metriği olarak kullanılabileceğini düşünüyorum.

Şehir bisikleti : Özel bir amaçtan ziyade birden fazla kullanıma olanak sağlayacak şekilde tasarlanmışlardır.

  • Tekerlek çapı büyüktür ve incedir. Yere daha az temas eden ve daha büyük çaplı tekerlek daha az enerji ile hızlanmak anlamına gelir

  • Genellikle vites aralıkları çok kondisyon gerektirmeyecek bir aralıkta yapılırlar.

  • Konforludurlar.

  • Üzerindeki ekipmanlar genellikle dağ bisikletlerindekilerle aynıdır, ve ağırlıkları bu yüzden eşittir.

  • Tekerlekleri ince olduğu için sadece asfalt kullanımına uygundurlar. Toprak vb. yollarda kullanımı zor, arazide ise mümkün değildir.

Folding bike :  Kısa mesafeli şehir içi ulaşım bisikletleridir. Tamamen katlanabilir, portatif araçlardır. İşyerinize gidip masanın altına koyabileceğiniz türden bisikletlerdir.

  • Portatif ve kolay taşınabilmesi.

  • Hafif olması.

  • Geniş vites aralıklarıyla sıfır kondisyon ile ulaşımı mümkün kılar.

  • Küçük tekerlekleri uzun turlara uygun değildir.

Dağ bisikleti (MTB) : Her türlü arazi şartına uygun, işin çamurlu/tozlu/topraklı kısmı için üretilen bisikletlerdir.

  • Kalın ve dişli lastikleri sayesinde diğer bisikletlere göre yol tutuşu her zaman iyidir. İstenilen her şartta kullanılabilir.

  • Normal bir MTB’nin lastikleri 26″ olacaktır. Uzun turlarda ya da uzun soluklu asfalt kullanımında yüzeyi kalın ve çapı ufak olan bu tekerleklerden dolayı daha fazla enerji sarfiyatına neden olacaktır.

29er ve 28er; Tek farkı; 26″ lik alışıla gelmiş dağ bisikletlerinin aksine büyük tekerlekli olmalarıdır. Özellikle kaya inişleri için ideallerdir.

  • Büyük tekerlekler sayesinde tekerleğin önüne çikabilecek büyük engelleri daha kolayca aşabilirler.

  • Büyüyen tekerlek çapı ve ağırlığı yüzünden hareket ettirmek için gerek duyacağı enerji daha fazla olacaktır.

  • 29er’ların manevra açıları geniştir. Keskin virajlı süratli inişlerde daha farklı bir sürüş tekniği gerektirecektir.

Downhill :  Dağ ve arazi inişleri için tasarlanmış bisikletlerdir.

  • Dağ bisikletinden çok daha uzun olan maşaları (Ön amortisör) sayesinde çok dik inişleri bile mümkün kılar.

  • Geometrisi farklıdır ve süspansiyonları daha rahat viraj almak için bile kullanabilirsiniz.

Yol/Yarış bisikletleri :  Sürat ve uzun mesafe kullanım için tasarlanmışlardır. Daha ince ve daha büyük tekerlekleri (28″, 29″ gibi) vardır.

  • Hafiftirler

  • Büyük tekerlekleri sayesinde daha az enerji ile hızlanmaya musaittirler.

  • Konforsuzdurlar.

  • Vites aralıkları esnek değil ve güç ile hız odaklıdır ve kullanmak için kondisyon gerektirirler

Cruiser :  Anadan doğma, babadan olma hipstersanız ve şeklinize şekil katmak istiyorsanız size göre olan bisiket türü kesinlikle cruiser’dır. Uzun tur ya da kullanim için değildirler.

  • Güzel ve cafcafli görüntü.

  • Fiyat olarak ederinin çok üzerinde fiyatlara satın alınabilecektir.

  • Ağırdırlar.

  • Çogu zaman fixed-gear (vitessiz) olurlar.

Tandem :  Aşkın ve romantizmin bisikletidir. İki sürücünün aynı anda sürmesine olanak sağlayan bisikletlerdir fakat kullanım alanı benim kafamda şöyle canlanıyor; İstanbul’da sevgilisi ile adalara gidip kiralayanlar. 🙂 Haricinde tandem bisiklet satın almış birine gerçekten hiç denk gelmedim 🙂

BMX : İşin şov kısmı için tasarlanmıs araçlardır.

Freeride : Freerunnerlar veya yamakasi gençliği ruhu neyse freeriderlar da kesinlikle odur. En sevdiğim video linkini vermeden geçemeyeceğim; Danny MacAskill – Way Back Home https://vimeo.com/17892962 🙂

Hangi marka/modeli almalıyım?

Özur dilerim ama yazının başında geçen bu başlık buraya kadar okumanız için sadece bir tuzaktı. Bisikletler maalesef her sene donanımları, bileşenleri degişen ve yeniden tasarlanan cihazlardır. O yüzden bu konu hakkında net bir fikir ya da hedef göstermek mümkün değil. Bunun için oncelikle yapmanız gereken adımları zaten aşmış durumdayız. Eğer soruların cevaplarını bulabildiyseniz buna bir de üzerine bir fiyat aralığı belirleyip, bu araliktaki bisikletlerden seçimler çıkartıp alacağınız anda forumlarda vb. yerlerde bilgi aramak daha doğru olacaktır.

Fakat fazla irdelemeden, kullandığım markalar hakkında isimleri söylendiğinde aklıma gelen ilk cümleleri şöyle özetleyebilirim;

Cannondale : Pahalı ama MTB ve türevlerinde alinabilecek en güzel bisikletlerden biri. Diğer türlerde de kesinlikle çok başarılı.

Trek, Giant : Overrated

Sedona : Orta segmentte bulunabilecek en iyi seçeneklerden biri. Uzun zamandan beri kullanıyor ve de cok memnunum. Bir sonraki bisikletim için yine ilk bakınacağım markalardan biri olacak.

Merida : Sedona üreticisi Aslı Bisiklet’in getirdiği bir diğer marka ama Sedona ile aralarında çok büyük farklar yok. Aynı kalitede diyebiliriz.

Salcano : Bileşen seçimleri genelde amatöre yönelik. En büyük problem kalite-kontrol! Aldığınız bisikletle en az 3-5 kez servise gittikten sonra uzun yola çıkabilecek, oturmuş bir bisiklete sahip oluyorsunuz. Özellikle Salcano aldıysanız her bisiklete taktıkları ve pedalların altında yer alan saçma bisiklet ayağını hemen sökün! Tehkliden başka bir şey değil kendisi maalesef.

Corratec : Orta segment alınabilecek diğer bir bisiklet fakat geometrileri gereği muadili diğer markalara göre biraz yavaş olabiliyorlar.

Bianchi : Çocukluğumuzun hayallerinden biri fakat büyüyünce iş değişiyor. Yurtdışında satılan modelleri nasıldır bilmiyorum ama Türkiye’deki modelleri saçma bileşenler, ağir ve garip bisikletler şeklinde oluyor.

Kron : Arada iyi modeller yakalanabilse de genel olarak bakildığında orta segment icin ürettiği bisikletler sıralamada en alta koyabiliyorum.

Written by leoman

April 7th, 2013 at 3:40 pm

Posted in Genel,Kişisel

Tagged with

An gelir

leave a comment

Evet, uzun bir ara önce bir baska blog girdisinde yazılmıştı bu, yine yazmak istiyorum.

Bir gün seni bırakırım ya
tütünü bırakmak gibi bir şey olur bu
Evet, gün geliyor, bıkıyorum senden,
ama İstanbul’dan bıkmak gibi bir şey olur bu.

Geriye bakarken kafayı çevirip öylesine değil de araba kullanırken dikiz aynasından bakar gibi, ne bileyim yan aynalardan sağındakini solundakini kontrol etmek için bakmak lazım. Korunma iç güdüsüyle değil sağında solunda olanları, arkada kalanları koruma güdüsüyle.

Neler olumuyor ki hayatta! Doğuyor insanlar, evleniyor, boşanıyorlar, ne bileyim ölüyorlar da. Başlayan bir sürecin de illa sonu geliyor. Önemli olan o SON yazısından önceki sahne, yazıdan sonra seyircinin kalp atışı.

Süreçlerin dışında olan şeyleri öldürmek çok çok zor ve hatta insan istemedikçe mümkün değil. Mesela duygular ölmez, düşünceler de ölmez, arkadaşlıklar  dostluklar, yok yok mümkün değil. Ayrılmak ölmek/öldürmek değil işte, silmek atmak hiç değil, mümkün değil. Sadece ve sadece form/boyut değişikliği. Bu kadar!

Şimdi dikiz aynasına/yan aynalara göz attığımda dudağının bir kısmı gülen bir kısmı da hüzünlü arkadaşlar/dostlar görüyorum. Uzaklaştığım için değil gözümü ayrımamak için, o aynadan sürekli kontrol etmek için bakıyorum/bakıyor olacağım. Zaman tüneli içinde aynı doğrultular da olduğumuzdan zaten gözden kaybolmayı da mümkün kılmıyor hayat.

Şimdi namazın sonunda selam verir gibi önce sağıma sonra soluma diyorum ki; Allahaısmarladık – Hoş geliyorum.

Written by leoman

December 27th, 2009 at 3:23 am

Posted in Genel,Kişisel