Leoman’s blog

bi blög

Archive for the ‘Genel’ Category

Bisiklet alacaklara ufak bir rehber. “Bisiklet alacağım ama nasıl”

31 comments

DIKKAT:

Daha da uzun zaman sonra gelen edit: Bu yaziyi uzunca bir zaman once yazmistim. Bu yazida okuyacaginiz genel endiselere cevaplar ve bunlara bakis acilari ile ilgili yorumlar gecerliligini surdurmektedir ve hala okumaniz bir nebze de olsa yararli olacaktir. Fakat markalara yaptigim kisisel yorumlarin gecerliligini yitirdigini dusunuyorum. Yorumlarda sikca gelen marka/model/nereden almaliyim gibi sorularinizi yanitlayamadigim icin cok uzgunum. Bir sureden beri Turkiyede yasamadigim icin gercekten piyasa ile ilgili hic bilgim yok. Umarim yazinin devami ile eglenirsiniz ve yararli olur. Sevgiler.

Uzun zaman sonra gelen edit : Bu kesinlikle bir teknik değerlendirme yazısı değildir. Eğer bisiklet/ureticiler vb. konularda derin bilgilere haiz iseniz yazının devamını, bu işle hiç alakası olamayan insanlara başlangıçta farkındalık yaratmak için yazıldığını gözeterek okumanızda yarar var.

“Yahu ben bisiklet alacağım, şu model nasıl?”, “Oha abi! Bir bisikletin fiyatı 3000TL olur mu yahu?”, “Abi alacan aslında su yarış bisikletlerinden, kopturup gideceksin ondan sonra, değil mi?”, “Kaç vites abi bu?” gibi sorulara mı sahipsiniz ve cevaplar mı arıyorsunuz? O halde şu anda olmanız gereken en doğru yerde ve en doğru yazıyı okuyorsunuz. 🙂

Televizyondan direk satış kanallarını aratmayacak şakalı/eğlenceli bir girizgah yaptıktan sonra gönül rahatlığı ile konumuza dönebiliriz.

Evet, belki bu konu daha önceleri bloglarda, forumlarda ve internetteki bütün kaynaklarda defalarca yazılmış, tartışılmış ve bulabileceğiniz nitelikli bilgi haline dönüştürülmüştür ve hattı zatında ben muhterem de bunun ziyadesiyle farkındayım efendim. Fakat beşerdeki güvenmeyi arzulama ve bununla beraber gelen tatmin duygusu ve bu tatmini sağlamış olduğu huzuru hangi birimiz istemiyoruz ki? O yüzden değil midir ki bildiğimiz ya da vakıf olabileceğimiz bir bilgiyi öğrenmek yolunu bir ahbaba sormak, bir ahbabın ahbabına sordurmak olarak seçmemiz?

Evet, aslen bu yazıyı yazmamın yegane sebebi tam da budur. Arkadaşlarımın yahut sürekli bisikletle ilgili (teknik şeylerden ziyade yaptiğim-hikayelerini bildiğim turlar, işin eğlenceli kısımları vb.) bir şeyler anlatırken dinleyerek aklında “bisikletli adam” olarak yer ettiğim insanlardan belli bir zaman sonra “hangi bisiklet” ya da girizgahta verdiğim örnekler gibi sorular geliyor ve ben bu soruları sürekli olarak anlatıyor ya da her seferinde yeniden e-posta yazarak cevaplamak zorunda kalıyordum. Onun yerine aklımda olan şeyleri ve özellikle edindiğim tecrübeleri bu yazıya toparlayarak yardımcı olmayı özellikle kendim için hem de yardım isteyen arkadaşlarım için daha sağlıklı buldum.

Bisiklet alacaksanız bu konu toplam 3 basit adımdan oluşuyor. O adımları sıralamak gerekirse;

  1. Gerçek anlamda ne yapıyorum ben?
  2. Nasıl bir bisiklet almalıyım?
  3. Hangi marka/modeli almalıyım?

Haydi şimdi bu basit üç adımı biraz inceleyelim.

Ne yapiyorum ben?

Eğer bu kısma kadar sebatla okuduysanız gerçekten bisiklet edinmeye kararlı olduğunuzu varsayıyorum ve direk sonuca giden alttaki kısma geçmeden önce buradaki önemli kısmı atlamamanızı rica ediyorum ki bir çoğunuzun da muhtemelen böyle bir şeyi yapmayacağından eminim.

Kısa haliyle bisiklet alıyorum olan bu sorunun cevabında aslında ufak bir gerçek yatıyor. Yapmış olduğunuz her işte olduğu gibi burada da iki bölüm var. Bunlar; amaç ve araç. Öncelikle farkında olmanız gereken şey bisiklet burada araç konumunda, kesinlikle amaç degil ve olmamalı da. Eğer ki; bisikleti bu noktadan sonra amaç olarak görecekseniz ne yazık ki belli bir miktarda para ödeyip daha sonra geri dönüşümünü hiç sağlayamadıgınız bir işe girdiniz demektir. O bisiklet muhtemelen bir köşede çürüyecek ya da ilk fırsatta başkasına satılacak, hatta kimilerini “buna da dünyanın parasını verdik ama duruyor burda böyle” şeklinde mutsuz da edecektir. Eğer bu ayrımı yapamıyorsanız size en güzel tavsiyem yıllarca para ödeyip ilk aydan sonra gitmediğiniz o spor salonlarının hatasını burada tekrarlamayın ve hemen bu işten vazgeçin. (ve okuyucu sayfayı X’e basmak suretiyle kapatır)

“Ben hafta sonları hava güzel oldukça sahilde bir iki tur atar, çimenlerde yatar, eve dönerim”, “Arabamın arkasına atar, ormana dalar, çıkarım”, “Şehirler arası ya da haftasonları uzun mesefe turlar yaparım”, “Aksiyon insanıyım ben. Dağdan iner, adrenalin salgılarım”, “Ben doğaya gidip, kafamı/kendimi dinlemek istiyorum. Çadırımı da kurup kalmak istiyorum” gibi amaç belirleyebiliyorsanız ikinci önemli noktaya geçebiliriz. Nasıl ki en iyi fotoğraf makinesi en güzel fotoğrafı çekmiyor, en iyi bilgisayara sahip olan en iyi yazılımcı olmuyor, en hızlı arabanın sahibi F1 şampiyonu olmuyorsa tabi ki en pahalı bisiklete sahip olanımız da en cok tatmini almıyor ya da en iyi turları yapmıyor. Bir işi hakkıyla yapıp tatmin olan kesinlikle elindeki aracı en iyi kullanandır ve en iyi işleri de kesinlikle o çıkartıyordur. http://www.youtube.com/watch?v=FDEaQzMfJmA Bu demek oluyor ki ne kadar iyi bir bisiklete sahip olduğunuz hiç önemli değil, aslen ne yapmak istediğiniz önemli. Bu söylediklerime tezat olarak gözükecek olsa da insalardan sıkça şunu duyuyorum; “Bir bisiklete 2000TL verilir mi yahu? Çok pahalı degil mi?” Hayır, bence değil! Kısa bir metamatik ile açıklamak gerekirse; Şu anda metropolde yaşıyor ve düzgün bir spor salonuna gitmek istiyorsanız vereceğiniz tutar ortalama 1750TL ve tutarlı olarak gideceğiniz süre 4 ay. Hadi, olmaz ya 6 diyelim biz ona. Aylık kişisel tatmin maliyetiniz 1750 / 6 = 291.6TL. Alacağınız bisikleti minimum 5 sene boyunca kullanabileceksiniz ve düzgün bakımlarını yaparsanız en fazla iç-dış lastik vb. basit maliyetleriniz olacak. Örneğin benim son 5 senede 200TL altında tamir masrafım var. Hadi son olarak kış ve soğuk olan 5 aylık bir sürede kullanmadığınızı da varsayalım; (2000+200) / 5 * (12 – 5) = 62.86TL. Tabi ki bu birebir metrik karşılaştırması değil ama büyük resmi görmek için yapılması gereken bir hesap olarak düşünüyorum. O yüzden bir bisiklete vereceğiniz para kesinlikle çok olmayacaktır.

Nasıl bir bisiklet?

Yukarıdaki adımları geçtiysek ve amaçlarımız da ortalama olarak belliyse (evet amaçlarımız dedim çünkü muhtemelen bir tane olmayacak) kullanılan bisiklet türleri için seçeceğiniz amaçlara göre artı ve eksi yaratacak noktaları verebilirim demektir. Pek tabi ki belli bir türü halihazırda kullanan kişi için artı ya da eksi gibi gözükmeyebilir ama yeni başlayacak birisi için değerlendirme metriği olarak kullanılabileceğini düşünüyorum.

Şehir bisikleti : Özel bir amaçtan ziyade birden fazla kullanıma olanak sağlayacak şekilde tasarlanmışlardır.

  • Tekerlek çapı büyüktür ve incedir. Yere daha az temas eden ve daha büyük çaplı tekerlek daha az enerji ile hızlanmak anlamına gelir

  • Genellikle vites aralıkları çok kondisyon gerektirmeyecek bir aralıkta yapılırlar.

  • Konforludurlar.

  • Üzerindeki ekipmanlar genellikle dağ bisikletlerindekilerle aynıdır, ve ağırlıkları bu yüzden eşittir.

  • Tekerlekleri ince olduğu için sadece asfalt kullanımına uygundurlar. Toprak vb. yollarda kullanımı zor, arazide ise mümkün değildir.

Folding bike :  Kısa mesafeli şehir içi ulaşım bisikletleridir. Tamamen katlanabilir, portatif araçlardır. İşyerinize gidip masanın altına koyabileceğiniz türden bisikletlerdir.

  • Portatif ve kolay taşınabilmesi.

  • Hafif olması.

  • Geniş vites aralıklarıyla sıfır kondisyon ile ulaşımı mümkün kılar.

  • Küçük tekerlekleri uzun turlara uygun değildir.

Dağ bisikleti (MTB) : Her türlü arazi şartına uygun, işin çamurlu/tozlu/topraklı kısmı için üretilen bisikletlerdir.

  • Kalın ve dişli lastikleri sayesinde diğer bisikletlere göre yol tutuşu her zaman iyidir. İstenilen her şartta kullanılabilir.

  • Normal bir MTB’nin lastikleri 26″ olacaktır. Uzun turlarda ya da uzun soluklu asfalt kullanımında yüzeyi kalın ve çapı ufak olan bu tekerleklerden dolayı daha fazla enerji sarfiyatına neden olacaktır.

29er ve 28er; Tek farkı; 26″ lik alışıla gelmiş dağ bisikletlerinin aksine büyük tekerlekli olmalarıdır. Özellikle kaya inişleri için ideallerdir.

  • Büyük tekerlekler sayesinde tekerleğin önüne çikabilecek büyük engelleri daha kolayca aşabilirler.

  • Büyüyen tekerlek çapı ve ağırlığı yüzünden hareket ettirmek için gerek duyacağı enerji daha fazla olacaktır.

  • 29er’ların manevra açıları geniştir. Keskin virajlı süratli inişlerde daha farklı bir sürüş tekniği gerektirecektir.

Downhill :  Dağ ve arazi inişleri için tasarlanmış bisikletlerdir.

  • Dağ bisikletinden çok daha uzun olan maşaları (Ön amortisör) sayesinde çok dik inişleri bile mümkün kılar.

  • Geometrisi farklıdır ve süspansiyonları daha rahat viraj almak için bile kullanabilirsiniz.

Yol/Yarış bisikletleri :  Sürat ve uzun mesafe kullanım için tasarlanmışlardır. Daha ince ve daha büyük tekerlekleri (28″, 29″ gibi) vardır.

  • Hafiftirler

  • Büyük tekerlekleri sayesinde daha az enerji ile hızlanmaya musaittirler.

  • Konforsuzdurlar.

  • Vites aralıkları esnek değil ve güç ile hız odaklıdır ve kullanmak için kondisyon gerektirirler

Cruiser :  Anadan doğma, babadan olma hipstersanız ve şeklinize şekil katmak istiyorsanız size göre olan bisiket türü kesinlikle cruiser’dır. Uzun tur ya da kullanim için değildirler.

  • Güzel ve cafcafli görüntü.

  • Fiyat olarak ederinin çok üzerinde fiyatlara satın alınabilecektir.

  • Ağırdırlar.

  • Çogu zaman fixed-gear (vitessiz) olurlar.

Tandem :  Aşkın ve romantizmin bisikletidir. İki sürücünün aynı anda sürmesine olanak sağlayan bisikletlerdir fakat kullanım alanı benim kafamda şöyle canlanıyor; İstanbul’da sevgilisi ile adalara gidip kiralayanlar. 🙂 Haricinde tandem bisiklet satın almış birine gerçekten hiç denk gelmedim 🙂

BMX : İşin şov kısmı için tasarlanmıs araçlardır.

Freeride : Freerunnerlar veya yamakasi gençliği ruhu neyse freeriderlar da kesinlikle odur. En sevdiğim video linkini vermeden geçemeyeceğim; Danny MacAskill – Way Back Home https://vimeo.com/17892962 🙂

Hangi marka/modeli almalıyım?

Özur dilerim ama yazının başında geçen bu başlık buraya kadar okumanız için sadece bir tuzaktı. Bisikletler maalesef her sene donanımları, bileşenleri degişen ve yeniden tasarlanan cihazlardır. O yüzden bu konu hakkında net bir fikir ya da hedef göstermek mümkün değil. Bunun için oncelikle yapmanız gereken adımları zaten aşmış durumdayız. Eğer soruların cevaplarını bulabildiyseniz buna bir de üzerine bir fiyat aralığı belirleyip, bu araliktaki bisikletlerden seçimler çıkartıp alacağınız anda forumlarda vb. yerlerde bilgi aramak daha doğru olacaktır.

Fakat fazla irdelemeden, kullandığım markalar hakkında isimleri söylendiğinde aklıma gelen ilk cümleleri şöyle özetleyebilirim;

Cannondale : Pahalı ama MTB ve türevlerinde alinabilecek en güzel bisikletlerden biri. Diğer türlerde de kesinlikle çok başarılı.

Trek, Giant : Overrated

Sedona : Orta segmentte bulunabilecek en iyi seçeneklerden biri. Uzun zamandan beri kullanıyor ve de cok memnunum. Bir sonraki bisikletim için yine ilk bakınacağım markalardan biri olacak.

Merida : Sedona üreticisi Aslı Bisiklet’in getirdiği bir diğer marka ama Sedona ile aralarında çok büyük farklar yok. Aynı kalitede diyebiliriz.

Salcano : Bileşen seçimleri genelde amatöre yönelik. En büyük problem kalite-kontrol! Aldığınız bisikletle en az 3-5 kez servise gittikten sonra uzun yola çıkabilecek, oturmuş bir bisiklete sahip oluyorsunuz. Özellikle Salcano aldıysanız her bisiklete taktıkları ve pedalların altında yer alan saçma bisiklet ayağını hemen sökün! Tehkliden başka bir şey değil kendisi maalesef.

Corratec : Orta segment alınabilecek diğer bir bisiklet fakat geometrileri gereği muadili diğer markalara göre biraz yavaş olabiliyorlar.

Bianchi : Çocukluğumuzun hayallerinden biri fakat büyüyünce iş değişiyor. Yurtdışında satılan modelleri nasıldır bilmiyorum ama Türkiye’deki modelleri saçma bileşenler, ağir ve garip bisikletler şeklinde oluyor.

Kron : Arada iyi modeller yakalanabilse de genel olarak bakildığında orta segment icin ürettiği bisikletler sıralamada en alta koyabiliyorum.

Written by leoman

April 7th, 2013 at 3:40 pm

Posted in Genel,Kişisel

Tagged with

Pedalsesi – Dünya Bisiklet günü

leave a comment

Dünya bisiklet ve çevre günü nedeniyle Pedalsesi bisiklet topluluğunun düzenlemiş olduğu Kapılıçınar gezisine katıldım. Katıldığım gezinin rotasındaki doğa güzelliklerine, inişli çıkışlı parkurun seçimine mi, birbirinden sıcakkanlı insanlar tanıdığıma mı yoksa e şıkkı hepsine birden mi sevineyim sık sık şaşırdım.

Aslında Pedalsesi topluluğu uzunca bir zamandan beri takip ettiğim bir topluluk. Gerek performans problemleri yüzünden şehir dışına çıkmaktan korktuğumdan, gerek geçen sene geçirmiş olduğum talihsiz kazadan dolayı gezilerine hiç katılmışlığım yoktur. İşin içerisinde bir takım endişeler yok desem de yalan söylemiş olurum.

Topluluk hareketlerinde kişisel egolara çok tepkisel bir yaklaşımım olması en büyük endişelerimde biriydi ki Yalova iskelensinde hayatımda ilk kez karşılaştığım bir grup insan sadece beni bekliyormuş gibi sıcak karşılamasıyla ve kısa sohbet ile üzerimdeki bir yükten anında sıyrılıverdim ve o andan itibaren her şeyin iyi geçeceğinden emindim.

Bir diğer endişem ise her ne kadar küçük olursa olsun organizasyon yapılarının içerisindeki paylaşım problemleri, takım disiplini problemleri ve takımı olmayı bozacak problemlerdi. Öyle ki her tur duyurusunun altında yazan “Sürüş : Yardımlaşma,dayanışma ve Grup Disiplini içinde pedal basılacaktır.” söylemine inanmakta gerçekten zorlanıyordum. Daha ilk rampa başında kontrolsüz değiştirdiğim vitesle beraber zincirimin attığında gelen “Bir şeyin var mı Levent?” sorusuyla bu endişemin yokolacağını biliyordum. Yolda ilerledikçe ne kadar gerçek olduğunu ve ne kadar güzel, taviz vermeden uygulandığını da gördüm. Sizin için en az sizin kadar endişelenen insanlarla yolda olmak gerçekten tarifi zor bir duygu.

Böylesine güzel bir gezi için Pedalsesi İstanbul temsilcisi Mert Arsan’a. Güzel sohbetleri için katılan tüm güzel arkadaşlarıma teşekkürü borç bilirim.

Ve işte o kareler 🙂

Written by leoman

June 8th, 2010 at 7:53 pm

Posted in Genel

Hasankeyfi bilir misin?

leave a comment

– “Hasankeyfi bilir misin? Bilemezsin.”

diyor Okan Bayülgen.

Kimileri var gördüklerine üzülecek kadar iyi yürekli, kimileri de üzüldüklerine yardım edecek kadar yürekli.

Fotoğraflarını ve Tahsin Aydoğmuş’u tanımış olmaktan gayet memnun, Okan Bayülgen’in düşük kontrast fotoğraflarını görmekten gayet şaşkın, “Evet, Çoşkun Aral” diyerek ayrıldım sergiden.

[1] http://wolkanca.com/hasankeyfi-bilir-misin
[2] http://rhm.org.tr/tr/sergi.php
[3] http://bit.ly/9jbnV5

Written by leoman

May 26th, 2010 at 11:43 pm

Posted in Genel

An gelir

leave a comment

Evet, uzun bir ara önce bir baska blog girdisinde yazılmıştı bu, yine yazmak istiyorum.

Bir gün seni bırakırım ya
tütünü bırakmak gibi bir şey olur bu
Evet, gün geliyor, bıkıyorum senden,
ama İstanbul’dan bıkmak gibi bir şey olur bu.

Geriye bakarken kafayı çevirip öylesine değil de araba kullanırken dikiz aynasından bakar gibi, ne bileyim yan aynalardan sağındakini solundakini kontrol etmek için bakmak lazım. Korunma iç güdüsüyle değil sağında solunda olanları, arkada kalanları koruma güdüsüyle.

Neler olumuyor ki hayatta! Doğuyor insanlar, evleniyor, boşanıyorlar, ne bileyim ölüyorlar da. Başlayan bir sürecin de illa sonu geliyor. Önemli olan o SON yazısından önceki sahne, yazıdan sonra seyircinin kalp atışı.

Süreçlerin dışında olan şeyleri öldürmek çok çok zor ve hatta insan istemedikçe mümkün değil. Mesela duygular ölmez, düşünceler de ölmez, arkadaşlıklar  dostluklar, yok yok mümkün değil. Ayrılmak ölmek/öldürmek değil işte, silmek atmak hiç değil, mümkün değil. Sadece ve sadece form/boyut değişikliği. Bu kadar!

Şimdi dikiz aynasına/yan aynalara göz attığımda dudağının bir kısmı gülen bir kısmı da hüzünlü arkadaşlar/dostlar görüyorum. Uzaklaştığım için değil gözümü ayrımamak için, o aynadan sürekli kontrol etmek için bakıyorum/bakıyor olacağım. Zaman tüneli içinde aynı doğrultular da olduğumuzdan zaten gözden kaybolmayı da mümkün kılmıyor hayat.

Şimdi namazın sonunda selam verir gibi önce sağıma sonra soluma diyorum ki; Allahaısmarladık – Hoş geliyorum.

Written by leoman

December 27th, 2009 at 3:23 am

Posted in Genel,Kişisel

Bravo TRT!

leave a comment

Tam şu anda kudurmuş bir köpek gibi ağzımdan köpükler çıkabilir. Devletin televizyon kanalında bir yarışma başlıyor. Peki konseptimiz ne? Genç sesler, bilmem ne!

Aferin TRT, aferin. Şu anda ayakta alkışlıyorum bu oluşumu!

http://www.youtube.com/watch?v=ChHmK0Sxa-o#t=0m28s

Written by leoman

May 2nd, 2009 at 11:44 pm

Posted in Genel

Sil baştan

leave a comment

Sistem, düzen, yapı gibi konularda pimpirikli olmama rağmen kendi işlerime bir o kadar özensizim. Nasıl olduğunu bilmediğim halde kendim için yaptıklarıma haddinden fazla güveniyorum.  Şu zamana kadar bu konuda pek problem yaşamamıştım. Ta ki Kasım başına kadar.

Kasım ayının son haftasında bir blog girdisi yazabilmek için blog’uma girdiğimde bir wordpress açığı sayesinde veritabanının bir güzel indirildiğini fark ettim. Tabii ki muazzam yedekleme sisteminden geri dönebileceğimi bildiğim için huzurlu ve mutluydum.

Sırasıyla veritabanını günlük, haftalık ve aylık yedeklerine geri döndürmeme rağmen sonuç hüsranla sonuçlandı. O kadar uzun bir süreçte Google indexleri değişmiş olması, archive.org’un da 2007 itibariyle index’lememesi de cabası.

Herhangi bir yazılımda açık çıkabilir, bir sisteme izinsiz girilebilir, her biri mümkün olaylar fakat bir o kadarda üzücü bir durum. Belli bir süre kızgın olsam da; kendi sayfam için erişim kayıtlarını normal süresinden daha önce silmek, belli periyotlarda kontrol etmemek eşekliği şahsıma ait bir suç olduğundan artık pek te kızgın değilim artık. Yine de 2004 son çeyreğinden beri yazmış olduğum blog girdilerini kaybetmek üzücü.

Yeni bir başlangıç yapmak yine de güzel. Umarım bu sefer biraz daha düzenli, daha adam akıllı blog yazarım.

Bugün ki blogumuza da burada son verirken “Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur” diyerek bitiriyorum. Esen kalın.

Written by leoman

December 14th, 2008 at 11:04 pm

Posted in Genel

Tagged with , ,